Etkilendiğim ve iyi ki izlemişim dediğim pazar filmlerimden biri daha:
Bugün yine o dev sahafa gittim. Bu sefer annemi de beraberimde sürükleyerek…
Yine o güzel koku; eski, toz, matbaa kokularının karışımı.
Kitap okumayı elbette seviyorum ama ayda bir iki kitap bitirebilen biri de değilim. Gel gelelim o ortam, o sahafta olmak, sayfaları karıştırmak, farklı ağızlardan yazılmış satırları okumak beni hayal dünyasında gibi hissettirebilen yegâne yerlerden…
Böyle bir yere gidip de 15-20 dakika durulmaz. Gittiysen kalacaksın 1-2 saat, kaybedeceksin kendini mümkünse. Ama bugün fotoğraf çekme günüm olunca planı bozmak da olmaz! Sordum aradığım kitabı, ve yine o hüsran. YOK! Bulamıyorum arkadaş ben bu kitabı bu ülke sınırları içerisinde. Anca çevirisi var. Ama orijinalinden okumak. İşte bunu istiyorum. Çok şey mi istiyorum?
“The Diaries of Adam and Eve”
Nerelerdesinn??
Neyse, biz hüsranımızı yaşarken meğer annem orada kendine bir parça bulmuş. Antika bir gaz lambası. Onun sevincinde…
Tabii, ben onu söylemedim değil mi ya!
Burası kitapların yanısıra, eskiye dair aklına ne gelirse (plaklar, radyolar, eski model gözlükler, daktilolar, incik boncuk, fotoğrak makinaları, hatta ve hatta siyah beyaz fotolar bile satılıyor çok cüzi fiyatlara) onu da satıyor.
İşte böyle..
Bol güneşli, sahaflı, fotolu güzel mi güzel bir gün…
bu da son keşfettiğim, dadından yinmeyen çokolatalar..
sanırım artık hevesimi aldım, yeter!
el emeği göz nuru ilk uyku bantlarım…
Bu film sayesinde haftasonumu güzel bir şekilde sonlandırmış bulunuyorum.
Hatta son zamanlarda izlediğim en güzel filmdi diyebilirim.
En başta, verdiği mesajlar güzel.
Açıkçası işin romantizm boyutu bende ikinci planda kaldı her ne kadar filmde hoş bir şekilde (ve ütopik) işlenmiş olsa da…
Bunun yanısıra Hollywood filmlerinden bıkmış olmamdan kaynaklanan bir sempati de duymuş olabilirim, o ayrı mevzu.
Neyse efenim, lafı uzatmaya niyetim yok: İzleyiniz, izletiniz :)
Filmin -Kaos: Örümcek Avı- iyi yanları da var: Mesela temel tezine kısmen de olsa katılıyorum. Film diyor ki: “Ortadoğudaki devrimlere öyle hemen inanmayın, Arap Baharı laflarını sorgusuz sualsiz yutmayın. Emperyalizmi hesaba katın, komploların var olabileceğini düşünün”. Doğru diyor. Bence de…
Kısa bir süre sonra uyku bandı hâlini alacak, annemin minik bohçasından çıkan kumaşlar ve dün çiziktirdiğim patronlar… P.S. Bir gün boş kalınca teşebbüs ettiğim gereksiz işlere güzel bir örnek.
90’larrr! Fikret!! Fikret!
Şu an hissettiğim duygu, en başta bir kitabı daha bitirmenin verdiği huzur, mutluluk. Ama aslında kitabı okumayı bitirmek ile kitabı bitirmek arasındaki farkı da göz ardı etmemek gerek sanırım. Yani son sayfanın ardından kitabın arka kapağıyla bakıştığın o an, aslında kitabı sindirme sürecin başlıyor diğer taraftan. Bunu galiba en çok Kinyas ve Kayra ‘da yaşadım. Ya da hâlâ kitabın etkisinde olduğum için böyle kayda geçiyorum hissettiklerimi, bilinmez.
Ama 500 küsur sayfa boyunca bende merak uyandıran en büyük soru: Bunu yazan nasıl bir zihniyet ola ki böylesine derin bir duygu âleminde yaşamış olsun?
Öteki soruya gelince: Bahsedildiği gibi bir zihin ölümü sahiden söz konusuysa, ya farkında olmadan böyle bir delilik yaptıysam? Belki kitapta bahsettiği şekilde değil ama kendimce yorumladığım hâliyle…